| 




 | İnsan hayatının bir parçasi olan meyveler, toprağa atılan bir tohum ile büyümeye başlar.Tohum önce toprakla bütünleşip filizlenir.Filizlenen bu tohumlar gün gectikçe doğa ananında yardımı ile fide haline gelir.Fideler çiçek açar ve size şifa veren meyvelere dönüşür.Sizde bu şifalı meyvelerin faydalarını öğrenmek yada bu meyveleri yetistirmek istermisiniz? O zaman tohumunu veya fidanını, bu da zor derseniz meyvenin kendisini, sitemiz aracılığı ile satınalabilirsiniz. 
TOHUMUN HİKAYESİ Her şey tohumla başlar... Kucaklamaya kollarınızın yetmeyeceği kocaman bir ağaç, Göz alabildiğine geniş uçsuz bucaksız tarlalar. Gökyüzüne merdiven dayamış boyuyla bir serviye inat toprağın derinliklerine kök salmış bitkiler hep bir tohuma bağlıdır. Sofralarımızı süsleyen doyumsuz lezzetteki yiyecekler, rengarenk çiçekler hep bir tohumla başlar. Bir tohumla başlar hayat. tıpkı bir çocuğun büyüyüp serpilmesi gibi tohum da serpilir, büyür hayatın bir parçası olur. Duygularımızın sembolü çeşit çeşit çiçekler, Tüm canlıların tattığı farklı farklı nimetler Hep bir tohumun eseridir. Tohum, toprakla varlığını gösterir. ilkin, iyi bir tohum seçilir. Çünkü ne ekilirse o biçilir. Dilinden anlamak gerekir. Su istiyorsa su, gübreyse gübre. Daha iyi tutunması, daha fazla serpilmesi için zaman zaman toprağı eşilir. Sabırla beklenir. Binbir zahmetle yeşerir. Bazen iki hafta Bazen iki ay, Belki de bir yıl. Ektiğiniz tohuma göre değişir. Kök salar ilk önce, sonra filizlenir. Ve tohum şöyle bir esner, gerinir, Güneşe doğru kaldırır başını Elini kolunu çıkarır, Fidan olur, "merhaba" der çevresine Nefesini rüzgardan, gıdasını topraktan alır, beslendikçe beslenir. Onlarca dalı, Yüzlerce meyvesi olur. Küçücük bir tohum, Serpilir, büyür Tıpkı bir çocuk gibi Geleceğimiz olur. Her şey özünden alır iyiliğini... Tohum da iyiyse, Lezzetlidir meyvesi... Sizler gibi... Özünüzdeki iyilikle Kök salıp tutunun hayata... Sahip olduğumuz örfün, tarihin kıymetini bilerek kökleri kuvvetli tohumlar gibi hayatınız boyunca etrafa saçın güzelliğinizi.. 
ŞİFRELİ MİNİK SANDIK Bitkiler âleminin penceresini şöyle bir araladığımızda, çok zengin bir çeşitlilikle karşılaşırız. Metrelerce uzunluktaki ağaçlardan rengârenk çiçeklere, birbirinden leziz meyvelerden besin deposu sebzelere kadar öyle çok bitki vardır ki… Hepsi de hem güzellikleriyle estetik zevkimize hitap eder hem de bildiğimiz ya da bilemediğimiz pek çok faydalar taşır. Bizler onları daha çok toprak üstündeki görüntüleriyle bilir ve izleriz. Oysaki bitkilerin bir de toprak altında geçen günleri vardır. Ve toprak altındaki hayat, küçük bir tohumla başlar. Başta sadece bir tohumdan ibaret olan bitki, başını topraktan çıkarana kadar acaba neler yaşar? Toprakla buluşan tohum, ilk anda âdeta derin bir uykuda gibidir. Sürekli bir dönüşümün olduğu toprağın bağrında ait olduğu bitkiden devraldığı bilgiler ışığında büyümeyi bekler. Büyümenin ilk basamağı ise çimlenmektir. Çimlenme de ancak, tohum uygun bir sıcaklıkta su ve oksijenle buluştuğunda başlayabilir. Gerekli şartları bulduğunda uykusundan uyanan tohumun ilk işi, topraktan su çekmek olur. Çünkü büyüme işinde görev alan enzimler, sadece nemli ortamda çalışabilir. Tohum suya kavuştuktan sonra içindeki hücreler, ardı ardına bölünüp çoğalmaya başlar. Bununla birlikte tohum, artık bitki olma yoluna girmiş demektir. Çünkü ait olduğu bitkiye dair her şey, bölünmeye başlayan bu hücrelerde kayıtlıdır. Bitkinin küçük bir kopyası olan tohum, âdeta onun neslinin devamına aracı yapılan bir hayat kutucuğu gibidir. Sıra, artık içinde can olan tohumdan kök ve filiz büyümesine gelmiştir. Önce tohumun kabuğu açılır. Sonra da köklerinin aşağıya, filizin yukarıya doğru uzamasını ve içine besin taşınmasını sağlayacak sistemlerin hepsi aynı anda gelişmeye başlar. Ancak bütün bunların olabilmesi ve büyüme enzimlerinin aktif çalışabilmesi için enerjiye ihtiyaç vardır. İşte bu aşamada mutlaka besin gereklidir. Çünkü tohum, gerekli olan enerjiyi solunum sırasında besini oksijenle yakarak elde edecektir. Fakat henüz tohumun topraktaki mineralleri almasını sağlayacak kökleri yoktur. Fotosentez yaparak besin üretecek yaprakları da. Peki, tohum büyümesi için gerekli olan besini nereden bulmaktadır? Şifreli minik bir sandığı andıran tohumun içine, bitkiye ait genetik programın yanı sıra bir de besin deposu konulmuştur. Ve tohum, bir bitki olarak kendi besinini üretir hâle gelinceye kadar gıdasını bünyesindeki bu depodan alır. Bu sebeple depodaki besin, mutlaka tohumun gelişimini tamamlamasına yetecek miktarda olmalıdır ki öyle de yaratılmıştır. Her bitkinin tohumunda tam ihtiyacı kadar besin bulunur. Ne eksik ne de fazla. Büyümeye başlayan tohumdan çıkan ilk bölüm, kökçüklerdir. Hızla çoğalan hücrelerden yaratılmış olan kökçükler, sürekli sürgün verir ve büyür. Üzerlerindeki yerçekimi sinyallerini algılayan hücrelerin kılavuzluğunda toprağın derinlerine doğru ilerlerler. Kökçüklerin büyümesini filizin gövdesini ve yapraklarını üretecek olan tomurcukların gelişimi izler. Filiz, toprak üstüne ışığa doğru yönelir ve sürekli güçlenir. Bu sırada ona yolunu göstermekle görevli olan, üzerindeki ışığa duyarlı hücrelerdir. Başlangıçta gramlarla ifade edebileceğimiz kadar hafif olan tohum, zamanı geldiğinde üzerindeki kilolarca ağırlıktaki toprağı delerek yukarıya çıkarken hiç zorlanmaz. Her hareketiyle gideceği yolu bildiğini anlatırcasına, cılız bir filiz olarak toprağın üstüne çıkıp ışığa ulaşır. İlk yaprakları açıldığında ise artık tohumundaki besini bitirmiş olan filiz, kendi besinini üretmeye başlar. Sonra da tohumunda yazıldığı üzere büyümeye devam eder. Belki kocaman bir incir ağacı, belki kırmızı bir gül, belki de tatlı bir bal kabağı olur. Ve hâl diliyle bütün hayatını küçücük bir tohumun içine sığdıran Sanatkâr’ı anlatır. | 




 |